DÜZCE NEREYE GİDİYOR?
Düzce, Türkiye’nin en genç illerinden biri. 1999 depremlerinin ardından il statüsüne kavuşan şehir, aradan geçen yıllarda yalnızca fiziki olarak değil, ekonomik ve sosyal açıdan da önemli bir değişim yaşadı.

Ali DİLBER
-Bugün Düzce’ye baktığımızda bir tarafta hızla büyüyen sanayi, diğer tarafta güçlü tarım ve fındık üretimi, bir başka tarafta ise henüz gerçek potansiyeline ulaşamamış turizm var. Asıl soru ise şu: Düzce bütün bu değerlerini nasıl ortak bir gelecek hikâyesine dönüştürecek?
Düzce’nin en önemli avantajlarından biri coğrafi konumu. İstanbul ile Ankara arasındaki ana ulaşım aksının üzerinde bulunması, şehri yatırım açısından önemli bir noktaya taşıyor. Resmî kaynaklarda da Düzce’nin D-100 ve TEM bağlantıları sayesinde ticari ve yolcu taşımacılığında stratejik bir konuma sahip olduğu belirtiliyor. Bu avantaj, doğru planlandığında Düzce’nin yalnızca üretim yapan değil, ürettiğini kolaylıkla pazarlara ulaştıran bir şehir olmasını sağlayabilir.
Sanayi ise Düzce ekonomisinin en güçlü ayaklarından biri haline gelmiş durumda. Tekstil, metal-makine, gıda, orman ürünleri, mobilya, plastik, otomotiv ve kimya gibi çok farklı sektörlerde üretim yapılıyor. Düzce Valiliği verilerine göre imalat sanayinde yaklaşık 31 bin kişi çalışıyor. Organize sanayi bölgeleri de bu büyümenin önemli merkezleri konumunda.
Ancak sanayileşme beraberinde önemli bir soruyu da getiriyor: Düzce nasıl büyüyecek? Plansız büyüyen bir sanayi kenti olmak mı, yoksa üretimle çevreyi, şehirleşmeyle yaşam kalitesini birlikte koruyan örnek bir kent olmak mı? Bundan sonraki dönemde Düzce’nin yalnızca kaç fabrika açıldığına değil, bu fabrikaların şehre ne kadar katma değer sağladığına da bakışması gerekiyor.
Tarım ise Düzce’nin göz ardı edilmemesi gereken diğer büyük gücü. Özellikle fındık üretimi, hem kırsal ekonomi hem de üretici açısından önemli bir yere sahip. Orman varlığı ve orman ürünleri sektörü de şehrin ekonomik yapısında belirleyici. Dolayısıyla Düzce’nin geleceğini yalnızca sanayi üzerinden okumak eksik olur. Sanayi, tarım ve ormancılığın birbirini desteklediği yeni bir ekonomik model gerekiyor.
Bir başka büyük fırsat ise turizm. Düzce; Akçakoca’nın denizi, şelaleleri, yaylaları, ormanları, doğal alanları ve tarihî değerleriyle çok farklı turizm seçeneklerini aynı il sınırları içerisinde barındırıyor. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın güncel çalışmalarında da Düzce’nin tarihî, kültürel ve turizm değerlerinin tanıtımına yönelik faaliyetlerin sürdüğü görülüyor.
Düzce’nin önündeki en büyük meselelerden biri de büyümenin şehir yaşamına nasıl yansıyacağıdır. Sanayi yatırımları istihdam oluştururken, konut, ulaşım, eğitim, sağlık, sosyal alanlar ve çevre altyapısının da aynı hızda gelişmesi gerekir. Aksi halde ekonomik büyüme ile yaşam kalitesi arasında bir makas oluşabilir.
Bugün Düzce için artık “küçük bir şehir” tanımı yeterli değil. Şehir, sanayisiyle, tarımıyla, turizmiyle ve stratejik konumuyla önemli bir ekonomik potansiyele sahip. Fakat potansiyel tek başına başarı değildir. Başarı, bu potansiyelin doğru planlama, ortak akıl ve uzun vadeli bir şehir vizyonuyla değerlendirilmesidir.
Düzce’nin geleceği yalnızca belediyelerin, valiliğin, odaların ya da siyasetin meselesi de değildir. Sanayicinin, çiftçinin, esnafın, akademisyenin, gençlerin ve bu şehirde yaşayan herkesin ortak meselesidir. Çünkü bir şehri yalnızca binalar ve yollar büyütmez; ortak hedefler büyütür.
Belki de artık Düzce’nin kendisine şu soruyu sormasının zamanı geldi: Biz nasıl bir şehir olmak istiyoruz? Sadece fabrikaların yükseldiği bir üretim merkezi mi, yalnızca yaz aylarında hareketlenen bir turizm kenti mi, yoksa sanayisi güçlü, tarımı değerli, turizmi gelişmiş ve insanlarının yaşamaktan memnun olduğu dengeli bir şehir mi?
Bence Düzce’nin asıl hedefi üçüncüsü yani; sanayisi güçlü, tarımı değerli, turizmi gelişmiş ve insanlarının yaşamaktan memnun olduğu dengeli bir şehir olmalı. Çünkü Düzce’nin elinde bunun için yeterince değer var.
Bundan sonrası, o değerleri aynı hedef etrafında buluşturabilmekte.
Bunu da hep birlikte başaracağımıza inanıyorum.