“SOKAKLA İNATLAŞILMAZ”

4 Nisan 2021 13:14
Videoyu Aç “SOKAKLA İNATLAŞILMAZ”
A
a

3 dönem AK Parti İstanbul Milletvekilliği yapan ve son olarak büyük kongrede AK Parti MKYK Üyeliği’ne seçilen Metin Külünk, Düzce’nin gündemine ışık tutan “Kitabın Ortasından” programına konuk oldu. 31 Mart 2019 Yerel Seçimleri’nde AK Parti’nin büyükşehirleri kaybetmesinin arkasında yatan nedenleri açık yüreklilikle ortaya koyan Külünk, “Her 2019 seçimi konuşulduğunda diyorum ‘İstanbul’u CHP almadı.’ Bizim bıraktığımız boşluklar, bizim eksikliklerimiz, bizim adayların belirlenmesi sürecine varıncaya kadar ki bütün süreçlerde sokağın reflekslerini esas alarak hareket etmekte bıraktığımız eksiklikler, İstanbul seçimlerinin AK Parti’den yitmesine neden olmuştur. Onun için sokakla inatlaşılmaz. Bu bir mottodur, sokakla inatlaşılmaz.” dedi. Ayrıca FETÖ tehdidinin Türkiye’de devam ettiğinin altını çizen Külünk, “Tabii ki devletin bağırsaklarında bu yapı varlığını devam ettiriyor. Şu anda bütün beklentileri 2023 seçimleri.” diye konuştu.

Düzce’de konuşulmayanların konuşulduğu, Öncü Medya Haber Genel Yayın Yönetmeni Sadullah Ünsal’ın sunduğu “Kitabın Ortasından” programına, AK Parti 24, 25 ve 26’ıncı dönem İstanbul Milletvekili ve AK Parti Merkez Karar ve Yönetim Kurulu (MKYK) Üyesi Metin Külünk’ün çarpıcı açıklamaları damgasını vurdu. Öncü TV ve 100.2 Öncü Radyo ortak yayınıyla, her hafta cuma akşamı saat 20:00’da başlayan programa konuk olan Külünk, dobra söylemlerde bulundu.

“Düzce, Dünya için önemli şehirlerden birisi”
Programın ilk dakikalarında Düzce’nin dünya için önemli kentlerden birisi olduğunu belirten Külünk, “Öncelikle Öncü TV’ye ve zatı hallerinize çok teşekkür ediyorum, bir buluşmaya daha vesile olduğu için. Düzce küresel bir şehir. Dolayısıyla önümüzdeki yüzyılın şekillendiği orta kuşak diye ifade edilen ve Düzce ticaretinin ağırlık merkezinin Doğu’ya kaymasından ortaya çıkan Batı’yla buluşmada orta kuşak dediğimiz İpek Yolu’nun en kritik şehirlerinden birisi. Dünya için önem ifade eden bir şehir. O nedenle sizlerle buluşmak ve vatandaşlarımızla selamlaşmak mutluluk verici. Sevgiyle, saygıyla selamlıyorum vatandaşlarımızı.” dedi.

“2018’de vekilliğim sona erdi ama mücadele hayatı sona ermez, yeni görevimizin hakkını vermek için akıl teri, alın teri dökmeye devam ediyoruz”
Sözlerine kendisini tanıtarak devam eden Külünk, 1975 yılından, yani 15 yaşından bu yana kadar aktif siyasetin içinde olduğunu dile getirdi. Külünk, “1975 yılından bu yana da mücadele hayatında kurumsal olarak bulunduğumuz teşkilatlarda aktif yöneticilik sorumluluğu üstlenmiş, halen de AK Parti’nin kuruluş döneminde İstanbul il kurucular kurulunda olan bir müddet teşkilat başkanlığı, ardından da 2011 seçimlerinde Sayın Cumhurbaşkanımızın takdirleri, milletimizin sandıktaki iradesiyle 7 yıl milletvekilliği yaptım. 2018 Seçimlerinde milletvekilliğim sona erdi, ama mücadele hayatı sona ermez. Biz son nefese denk kendimizi ülkemiz için, insanlık için, milletimiz için; varlığı bütün gören varlığa sevgiyle bakan, hak ve adalet kavramlarını hayatımızın merkezine koyarak, sorumluluk alarak, insanlık ortak dili üretebilme mücadelesini son nefese kadar sürdürmeye kararlı, bir vatansever olarak ifade edeyim. AK Parti’nin son büyük kongresinde de Sayın Cumhurbaşkanımızın takdirleri, delege arkadaşlarımızın sandıktaki iradeleri sonucu Merkez Karar Yönetim Kurulu üyesi olarak görev aldık. Hakkını vermek için akıl teri, alın teri dökmeye devam ediyoruz, edeceğiz.” şeklinde konuştu.

“CHP’nin İstanbul ve Ankara’yı almaya hiç şansı yoktu”
Ünsal’ın 31 Mart Yerel Seçimleri’nin ardından bir gazeteye verdiği “Sokakla İnatlaşılmaz” röportajını hatırlatması üzerine AK Parti MKYK Üyesi Metin Külünk, “Cümleleri kitabın ortasından konuşuyorsun, “eğer sokakla inatlaşılırsa” cümlelerimi söyleyeyim. Aslında Damga Gazetesi’nde söylediğim o cümlelerin öncesi var. 2018’in ekim ayında, Altınbaş Üniversitesi’nde gençlerle sohbet etmiştik. Ardından da Bahçeşehir Üniversitesi Siyaset Okulu’nda konuşmuştum. Orada 1989 hatırlatması yaptım. Anavatan Partisi’nin merhum Özal’ın Türkiye’yi ihtilalin ardından, Türkiye’nin sıçramasının önünü açan büyük işlere ve büyük projelere imza koyan, Türkiye’yi ihracata dayalı büyüme modeliyle buluşturan Türkiye’nin özellikle altyapıda geri kalmışlığından çıkıp Avrupa ile eşitlenmesi noktasında çok önemli katkılar sağlayan rahmetli Özal’ın en güçlü olduğu dönemde; Bedrettin Dalan gibi bir ismin 84-89 arası başardıkları, halen daha konuşulmalı, halen daha konuşulacak ve tarihte yerini almış. Dedim ki ‘Eğer, sokağın düşüncelerini, sokağın reflekslerini iyi okumaz, sokağın iradesiyle inatlaşmaya kalkılırsa hiç kimse bu anlamda sandığı hafife almasın, sandık bize hiç beklemediğimiz cevapları verir.’ Bu işler sürprizlere de açık olur, dolayısıyla da 89 hatırlatması yapmıştım; ardında da Damga Gazetesi’yle röportajımda “Sokakla inatlaşılmaz” dedim. Bu benim siyasal mücadele tarihimde bugüne kadar ve bundan sonrası için de hem teşkilat çalışmaları, hem de halkımıza söyleyeceğimiz sözlerde, halkımızın bizi denetleyeceği alanlarda dikkat ettiğim en temel kavramdır, sokakla inatlaşılmaz…”

“Bizim İzmirli vatandaşlarımıza ulaşabilmede eksikliklerimizden dolayı İzmir CHP’de duruyor”
2019 Yerel Seçimleri’nde AK Parti’nin büyükşehirleri kaybetmesine sözü getiren Külünk, şöyle devam etti:
“O gün, İstanbul asla CHP’nin kazanamayacağı bir şehirdir. Ankara CHP’nin kazanamayacağı bir şehirdir. Daha da ileri giderek söylüyorum; biz İzmir’i doğru anlayalım. İzmirli vatandaşlarımızın reflekslerini, tarzlarını, düşüncelerini doğru anlayalım. İzmir de AK Partili yerel yönetimle buluşacak bir şehirdir çünkü CHP’nin becerisizliklerinden aslında zihinsel olarak bıkmış, usanmış bir İzmir var ama bizim İzmirli vatandaşlarımıza ulaşabilmede, onların yüreklerine ulaşabilmede, onların akıllarında var olmayı eksikliklerimizden dolayı İzmir CHP’de, yerel yönetimde duruyor. İstanbul’u CHP’nin hiç alma şansı yok. İstanbul’u zaten CHP almadı, İstanbul’u bir kez daha ifade ediyorum; her 2019 seçimi konuşulduğunda “İstanbul’u CHP almadı.” diyorum. Bizim bıraktığımız boşluklar, bizim eksikliklerimiz, bizim bu anlamda belediye meclis üyelerinin listesi hazırlanmasında, yerelde belediye başkan adaylarının belirlenmesi sürecine varıncaya kadar ki; bütün süreçlerde sokağın reflekslerini esas alarak hareket etmekte, bıraktığımız eksiklikler, Cumhuriyet Halk Partisi’nin, Kandil’in vesayetinde, İstanbul seçimlerinin AK Parti’den yitmesine neden olmuştur. Onun için sokakla inatlaşılmaz. Bizim en çok konuşacağımız cümledir, bugüne kadar konuştuk. Aynı cümleleri önümüzdeki süreç içerisinde söylüyorum, söylemeye devam edeceğim. Bu bir mottodur, sokakla inatlaşılmaz. Sokağın basireti, sokağın feraseti çok yüksek. Hele de dijitalleşmenin merkeze oturduğu, bilginin çok rahat dolaştığı, sorgulama, denetleme, öz eleştiri kabiliyetinin çok güçlü olduğu bir süreçte, her bireyin özgün ve özgürlüğüyle yorum yapmaktan imtina etmeyip, tepki göstermekten imtina etmeyip bunun yanında da teşekkür ettiği gibi, şunlar da yanlış diyebilme kabiliyetinin maksimize olduğu bir süreçte sokakla inatlaşılmaz. Bundan sonra siyasete adım atacak her genç kardeşimizin, siyasette her yönetici kardeşimizin olmazsa olmaz mottosudur.” ifadelerine yer verdi.

“Koronavirüs salgını ile ilgili büyük devletlerin bir planı var”
“Pandemi hangi döneme denk geldi? Sanayi toplumundan, dijital topluma geçişin siyah ve beyaz gibi ayrıştığı bir döneme denk geldi. Bir anlamda, dijital üzerinden insanlığı kontrol etmek isteyenler, pandemiyi, insanı, milletleri, devletleri kontrol etme aracına dönüştürmek istiyor.” diyerek, koronavirüs salgını ile ilgili büyük devletlerin bir planı olduğunu kaydeden Külünk, bu konuda ilginç değerlendirmelerde bulundu. Külünk, salgının laboratuvar ortamında mı geliştirildiğinin yoksa doğal bir virüs mü olduğunun sorgulanması gerektiğinin altını çizerek, şu açıklamalarda bulundu:
“İnsanlık, kendi tarihinin en önemli süreçlerinden birisini yaşıyor. Dünya tarihi bu anlamda, Covid dışında onlarca salgın hastalıkla imtihan oldu. Geçmiş asırlarda, şimdi de; Covid-19 hastalığının salgına dönüşmesiyle insanlık, bir sağlık güvenliği tehdidi yaşıyor. Bu sağlık güvenliği tehdidinin çıkış noktası, dünya sisteminde neoliberalizmin önemli adreslerinden biri olan Çin’in Wuhan kenti ve dikkat edin Wuhan kentindeki görüntülerle insanlık tehdit edilmeye başlandı. Hastalığın yayılma hızı, yollarda düşenler, kitlesel ölümler ama bir gerçek var; bir salgınla karşı karşıyayız. Nasıl geçmişte verem bir etkili salgına dönüşmüşse, tifo, tifüs, kolera… Bir salgınla karşı karşıyayız, virüsün çıkış noktası Wuhan kenti. Laboratuvarda mı üretildi, doğal bir virüs mü? Bunu tıp otoriteleri tartışıyor, tartışmaya da devam edecekler, ama nihayetinde, insandan insana geçen, sağlığı tehdit eden özellikle de hastalığı olan, kalp hastalığı, kanser, böbrek yetmezliği, şeker gibi bağışıklık sistemi güçlü olmayan bireylerde ölümcüllüğe sebep olan, bir hastalıkla karşı karşıyayız. Bunun için devletlerin tedbir alması şüphesiz, ‘İnsanı yaşat ki devlet yaşasın’ temellendirmesi gayet normal. Sayın Cumhurbaşkanımızın önderliğinde 84 milyon memleket evladının sağlık güvenliği esas alındığında, bütün vatandaşlarımız bir kere emin olsunlar. Burada bir can kaybetmemeliyiz, çabasıdır bu. Ancak burada dünyada bir başka süreç yaşanıyor. Pandemi hangi döneme denk geldi? Sanayi toplumundan, dijital topluma geçişin siyah ve beyaz gibi ayrıştığı bir döneme denk geldi. Bir anlamda, dijital üzerinden insanlığı kontrol etmek isteyenler, pandemiyi, insanı, milletleri, devletleri kontrol etme aracına dönüştürmek istiyorlar. Bunu bir fırsata çevirmek istiyorlar.”

“Bu korku tüccarlığının arkasında yatan sebep dünyayı dijital diktatörlüğe dönüştürmek”
“Devletleri, milletleri, bireyi tehdit ediyorlar; neyle pandemiyle!” diyerek çarpıcı söylemlerini sürdüren Külünk, “Dünya Sağlık Örgütü’nün şu bütün açıklamalarına bir bakın, neredeyse tamamı tehdit dili. Eğer diyor, Covid’le kitlesel ölümler olmazsa, bir başka salgınla olur. Yarın başka bir salgınla insanlık karşı karşıya kalabilir. Bunun arkasındaki akıl ne? Biraz geniş bir perspektifte konuşalım ki, arka plandaki süreç insanlık tarihinin en ağır imtihanlarından birisi. Hedefleri ne? Hedefleri şu; dünyayı insanı cinsiyetsizleştirmek, milletleri, millet kavramını tüketmek, devlet kavramını tüketmek. Dünya nüfusunu azaltmak, bunları küresel egemenlerin felsefecileri, kalemleri, düşünürleri açık açık yazıyor. Dünya nüfusunun azaltılması gerektiği ve yapay zekâ esaslı bir dünyayı konuştuğumuz bir noktaya doğru çok hızla gidiyor. Yapay zekâ esaslı yeni yapılanmada dünya nüfusunu kontrol etmek için, kaynakların tamamen kendi kontrollerinde kalabilmesi için, nüfusun azaltılması gerekli diyor. Burada da en etkin araçlardan bir tanesi savaş, diğeri salgınlar… Önce fotoğrafın büyüğünü görmek zorundayız. Evet, dükkânlarımızın kapalı olmasından sıkıntılarımız var. Her gün ekranlarda bir takım bilim adamlarının, bir kısmının da bilim kurulu üyesi olduğu, Dünya Sağlık Örgütü’nün diliyle, Bill Gates’in diliyle sürekli korku, sürekli tehdit üretmesinden ciddi anlamda rahatsızız, toplumda rahatsız. Bireylerin bu anlamda doğal olarak, etkilenmemesi mümkün değil etkileniyor. Bundan hepimiz rahatsızız ama bundan neden yapılıyor sorusunun cevabını iyi temellendirmemiz lazım. Bunların bu saldırıların, bu tehditlerin, bu korku tüccarlığının arkasında yatan sebep dünyayı dijital diktatörlüğe dönüştürmek. Bunun üzerinden de bütün insanlığı tek tuşla kontrol edebilir hale gelmek ve bütün İslamı tasfiye etmek, devletleri, milletleri tasfiye etmek.” dedi.

“FETÖ’nün projesi İslam’ı ortadan kaldırmaktı”
Sözü, Fettulahçı Terör Örgütü’ne getiren Külünk, FETÖ’nün ‘Dinlerin Kardeşliği’ projesi ile İslam Dinini ortadan kaldırmayı hedeflediğini söyleyerek, şunları söyledi:
“FETÖ’nün projesini neydi; en çok üzerinde durduğu, üç dinin birleştirilmesi projesi, hatırlıyorsanız. Bu projenin aslında stratejik hedefi, birinci etap İslam’ı Hristiyanlaştırmak, ikinci etap Kur’an’ın hükümlerini ortadan kaldırmak. Fransızlar “Ilımlı İslam nedir?” diye tarif istediklerinde, FETÖ, Kur’an’da bazı ayetlerin çıkarılması gerektiğini ifade etti. FETÖ’nün ikinci etabı burada, Kur’an’ın hükümlerini ortadan kaldırmak. Üçüncü etap ise zaten, emperyalizme, kapitalizme, haksızlığa, zulme itiraz edemeyecek bir İslamı tasavvur ettiklerinden ki; bu mümkün değil olmayacak din haline getirip, tahrip olmuş Hristiyanlıkla tahrip olmuş Yahudilikle; tahrip edilmiş bir İslam’dan ortaya çıkacak yeni bir küresel, dijital dini kendi tanrılıklarına bütün insanlığı mecbur etme yolunda dijital diktatörlüğün önünü açmak için bir araç olarak kullanılıyor.

“Sağlıktaki bu büyük fiziki değişiminden dolayı Sayın Cumhurbaşkanımız’a teşekkür bir borçtur”
Buradan içeriye doğru gelelim Türkiye bir yıldır, bir kere önce bir teşekkür borcumuz var; Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde son dönemde yapılmış çok önemli hastanelerden birisinin yöneticisi olan arkadaşımızı ziyaret ettiğimde; dedim ki; ‘Hocam Türkiye sağlıkta bu büyük altyapı değişimini gerçekleştirmeseydi, neyle karşılaşırdık?’ Bu soruyu sürekli kendime soruyorum. Şehir hastanelerinin, devlet hastanelerinin fiziki altyapısının çok daha güçlendirilmesi, özellikle sağlık sistemindeki birleştirmeler, bütün bu altyapı değişikliği olmasaydı ne olurduk? “İtalya gibi ölülerimizi yollardan toplardık.” dedi. Türkiye bu anlamda demek ki, devlet haklı. Bizim bazen neden bunlar yapılıyor diye sorduğumuz, neden bu kadar hızlı hareket ediliyor diye sorduğumuz soruları, devlet aklı önceden kestirdiği, öngördüğü, küresel riskleri görüyor ve o risklere vatandaşlarımızın güvenliğini sağlayacak şekilde siyaset üzerinden altyapı hazırlıyor. Sağlıktaki bu büyük fiziki değişime, sistem değişiminden dolayı Sayın Cumhurbaşkanımız’a teşekkür bir borçtur, teşekkür ediyoruz. Türkiye sağlık güvenliğini sağlama konusunda dünyada en iyi yöneten ülkelerden birisi. Alınan kararların hepsi vatandaşın sağlık güvenliğini sağlamak amacı var.

“Üzerimizde vesayet gölgesi oluşturulmak isteniyor”
Türkiye ciddi anlamda küresel egemenler tarafından, Atlantik ötesinden, sürekli PKK üzerinden tehdit ediliyor. FETÖ üzerinden tehdit ediliyor, ekonomik saldırılarda, dolar ciddi bir araç olarak kullanılıyor. Milli bağımsızlığımıza dokunulmak isteniyor. Üzerimizde vesayet gölgesi oluşturulmak isteniyor. Dolayısıyla bütün mücadeleyi, sokağı hareketlendirmek istiyorlar, iç savaş senaryolarını gerçekleştirebilmek için, her fırsatı değerlendirmek için kirli propaganda, algı operasyonu yapıyorlar, yalanlar üzerinden sürekli toplumu demotive etmek için müthiş bir saldırı halindeler. Bütün bunların olduğu yerde, biz hep şunları söyledik. Evet, bu tedbirler ve tehdit dengesi iyi gözetilsin. Burada Türkiye Cumhuriyeti önemli bir farklılık ortaya koydu. Bilim kurulu diye bir kurul kuruldu ve pandemi sürecinde takip, hükümete tavsiyelerde bulunmak. Bir kere burada, süreç bilim kurulu üzerinden yönetilmektedir. O nedenle biz hep uyarılarımızda şunu söyledik, bilim kurulu tarihi sorumluluk altındadır. Siyasetin, muhalefetin ve iktidarın üzerindedir. Herkesin müttefik olduğu alan bilim kurulunun tavsiye kararlarıdır. Bilim kurulu tavsiyelerinde dikkat etmeli, sürekli tehdit dili kullanmamalı. Elbette bir salgın var, bunun farkındayız. Bu salgının yayılmasını engellemek için elbette devletin tedbir alması lazım ama sürecin korku diliyle yönetilmesine hep itiraz ettik. Nerede kitlesel ölümler? Bilim adamları sürekli tehdit ediyor, aynı sanki Bill Gates konuşuyor, sanki DSÖ’nün temsilcisi, biz buna hep itiraz ettik. Siz sağlık güvenliğinizin olduğu bir riski üstlenir misiniz?”

“Üniversitelerimizin sosyoloji bölümleri çalışma yapmalı”
“Bir insanın canının kıymetini bir insanının kendisinden başka kim bilebilir.” diyen Külünk, sözlerini şöyle sürdürdü: “Bu toplum süreci gördü, dalgayı görüyor. Hastalığa karşı mayıs ayından sonra müthiş bir bilinç oluştu, birinci pandemi döneminde özellikle vefa destek gruplarıyla, kamu görevlileriyle, polisle, jandarmayla devlet sevgiye dayalı, diğerkâmlığı esas alan vatandaşının yanında olan ve bunu zirve örneğini gösterdi. Devlet tanımının bu topraklarda ne ifade ettiğini, düşünün jandarma teşkilatı sabah kahvaltısını 65 yaş üstü vatandaşlarımızın evine götürüyor. Vefa destek grupları ekmek, gazete götürüyor. Üniversitelerimizin sosyoloji bölümlerine sesleniyorum, 1. pandemi dönemindeki o yaklaşık 2 ay kapalı kaldığımız dönemdeki devletin vefa destek grupları üzerinden, devlet tanımının ne demek olduğunu ifade eden, o modellemeye yönelik sosyoloji bölümleri çalışma yapmalı. Polisin vatandaşın kapısına giderek erzakını götürmesi, gerektiğinde yaşlı amcaların tarlasını kazması… Böyle bir modelden özellikle kasım ayından sonraki mart başına kadar olan süreçte kapatmalara biz itiraz ettik hep. Nedeni de şu, tedbirlerimizi, tavsiyelerimizi yüksek düzeyde yapalım ama ekonomik hayat devam etsin. Milyonlarca insan lokantalarda, restoranlarda, halı sahalarda çalışıyor. Tribünler seyircisiz, tribünlerin etrafındaki seyyar satıcılar işsiz, kahvelerdeki, kafelerdeki aşçılar, komiler, garsonlar işsiz kalıyor. Bunun devletin hayatına ciddi yükleri var. Kısa çalışma ödeneği ile iş dünyasının önünü açtı ama bunun sürekliliği (kapatmaların) tedbirleri en yüksek düzeyde tutalım ama hep ekonomik hayat devam etsin.“

“Kongredeki görüntüyle Düzce arasında ne fark var?”
24 Mart 2021 tarihinde yapılan AK Parti 7. Olağan Büyük Kongresi’ndeki tepki çeken kalabalık görüntülerin hatırlatılması üzerine Külünk, şu değerlendirmelerde bulundu: “AK Parti kongreleri sürecinde hayat zaten mart ayının başından itibaren normale dönmüştü. Yasaklar kaldırıldı, şehirler özellikle, yaşam tamamen Bağdat Caddesi, Yeşilköy, sahiller; hayat cıvıl cıvıl noktasındaydı. Kongredeki görüntülerle, sokağın normalleştiği görüntüler birbiriyle aynı. AK Parti kongrelerinin modeli, heyecandır. Vatandaşlarımız test edilerek girdiler, hassasiyet ve tedbirlere maksimize edildi. Şimdi durum daha farklı, devlet ona göre tedbirini alıyor. Buradan yola çıkarak bir sorgulama yaparken daha sağduyulu olmalıyız. Bu süreçte bize yakışan birbirimizi tolere etmek. Masanın bu tarafına diyorum ki tehdit dilinden vazgeçelim, vatandaşın psikolojini bozacak dilden vazgeçelim ama tedbirleri anlatırken Sağlık Bakanımızın son 2-3 açıklaması çok önemliydi. Yani bu salgını Türkiye aşacak, bu noktada üzerimize afiyet denilecek noktaya geliyoruz, ben de buna inanıyorum yürekten. Kongre kıyası tam bu işi karşılamaz. Tabii ki vatandaşımız oradaki kalabalık görüntüden yorum çıkarıp kıyas yapacak ama iki tarafı da düşünmemiz gerekir. Düzce’nin meydanı 1 aydır çok hareketli değil mi? Kongredeki görüntüyle Düzce arasında ne fark var? Kafeler açıldı, kahvehaneler açıldı. Bütün dikkatlere rağmen kalabalık hayatını devam ettiriyor mu? Tedbir almak kaydıyla, salgın hassasiyetimi ifade eden bir insanım. Onun için tek başına hüküm vermemiz için sebep teşkil etmemeli. Kızılay, İstiklal çok dipdiri, Üsküdar çarşı, Kadıköy Çarşı dipdiri, pandemi öncesi nasılsa o görüntülerde kongrenin görüntüleri yan yana koyduğunuzda birbirinizle bütünleşen var, burada herkese çok önemli görevler düşüyor, iş dünyası, sivil toplum kuruluşları olsun bu süreçte restoranların, lokantalarımızın yükünü hafifletmek için birlikte ne yapabiliriz sorusunu soracağız. Bir tarafta devlet, bir tarafta toplumsal sorumluluğumuz ile bu süreçte pandemiden bu millet, bu devlet güçlü bir şekilde sıyrılıp çıkacak.”

“AK Partili gençlerin tamamı bu yanlış üzerinden ilzam edilmemelidir”
Programı hazırlayıp sunan Öncü Medya Haber Genel Yayın Yönetmeni Sadullah Ünsal’ın AK Parti'de büro çalışanı olarak görev yapan Kürşat Ayvatoğlu'nun kokain kullanmaktan gözaltına alınmasına ilişkin soruyu da yanıtlayan Külünk, şunları kaydetti:
“Bu üç başlıkta ifade ettiğiniz yorumlara, onlarca ekleyebilirsiniz; çünkü ortada bir yanlış var. Tereddütsüz! Bu yanlışa yönelik onlarca analiz üretebilirsiniz, ancak hiçbiri bu yanlışın savunulmasını gerektirecek araç olamaz. Yanlış yanlıştır, ortada bir yanlış vardır. Bu yanlış AK Parti hareketine üzülerek söylüyorum; zarar vermiştir, ama bu asla AK Partili gençlerin tamamı bu yanlış üzerinden ilzam edilmemelidir. Nihayetinde bu bir şahıstır. Yaptığı yanlıştır. Adalet önüne çıkmıştır, adalet önünde hesabını verir. AK Parti hareketinin bütün genç evlatlarına yönelik, pırıl pırıl evlatlarımız var. Cebindeki paranın bir kısmını toplantılara gidebilmek için harcayan; gece bayrak asarken gerektiğinde yemek yemeden direklere çıkan gençlerimiz var. Bütün derdi, Sayın Cumhurbaşkanımız’ın liderliğinde ülke için duvara “Bir tuğla da ben nasıl koyarım” sorusunu sorup, cevabını vermeye çalışan samimi, içten AK Parti gençlik kollarının cümlesini bu yanlışı gerçekleştiren kişi üzerinden ilzam etmek de doğru değildir. Eksiklikler vardır, yanlıştır. Adalet gereğini yapar. Bizi ilgilendiren tarafıyla bu yanlıştan ders çıkararak hareket etmektir. Her yanlış mutlaka bundan sonraki süreçlerde ders alınmasının aracıdır. Bundan dolayı, bahsedilen süreç AK Parti’mize maalesef yara vermiştir. MKYK’da o kadar kıymetli kardeşlerimiz var ki; partinin, Sayın Cumhurbaşkanının belirlediği listede, o kadar toplumunun farklı kesimlerinden liyakat sahibi, o kadar başarılı arkadaşlarımız var ki. O arkadaşlarımızın aslında kamuoyunda konuşulması gerekiyordu. Mesela Ermeni Cemaati’nden bir vatandaşımız var çok başarılı bir insan. Alevi vatandaşlarımızın temsilcisi olan bir kardeşimiz var. Son derece başarılı anayasa hukukçusu bir kardeşimiz var. Toplumun değişik kesimlerinden o kadar başarılı insanlar var ki MKYK’da maalesef bu olay bunların konuşulmasına fırsat vermedi. Bu yanlış, MKYK’nın oluşturulmasındaki büyük gayrete, Sayın Cumhurbaşkanımızın 2023 kadrolarını oluşturmadaki hassasiyetlerinin konuşulmasına maalesef izin vermedi bu yanlış. Dolayısıyla böyle bir yanlışı kimsenin savunma, sahiplenme hakkı yok. Böyle bir yanlışa gidebilecek bütün yolları kapatmak zorundayız. Aradan çıkan bir yanlış bütün bu büyük gayretlere üzgünüm ki darbe vuruyor. İşte günlerdir bahsedilen kişiyi konuşuyor Türkiye. AK Parti bahsedilen kişi üzerinden sorgulanıyor. Bir tarafta Karabağ’da Azerbaycan’nın yanında durarak büyük işleri başarmış, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün de dediği gibi, sırtımızı Kafkaslar’da sağlama yaslamak, öbür uçta Libya’da bizi Afrika’ya çıkartmak istemeyenlere verdiğimiz Libya’da cevap ver. Beri tarafta Türkiye’nin haritasını PKK üzerinden değiştirmek isteyenlere Suriye’nin kuzeyinde TSK’nın bir Sevr Planı gibi, planı yırtıp paçavra edip tarihin çöplerine attığı; gelecek yüzyılda toprak bütünlüğümüzün sağlanması noktasında operasyonları başar. Karadeniz’de enerjiyi bul, dön uzaya çıkışa hazırlan, dön önümüzdeki yüzyılda orda kuşaktaki yel yol projesinin merkezini hazırla, dön Türkiye’yi bir akıl devrimiyle buluştur. Savunma sanayiinde Türkiye’nin başardıklarıyla etkilemediği ülke yok! SİHA ve İHA’ları nasıl aşarız? sorusunu soruyorlar. Bir taraftan almak istiyorlar. Hem bunu başar hem de dön buraya cevap vermek için gayret et!  Net, yanlış yanlıştır kardeşim! Bu modellemenin AK Parti’yle hiçbir ilişkisi yoktur, olamaz. Varsa da olmayacak noktaya getirilmek zorundadır. Bu modeldeki profillerin de AK Parti’de asla yeri olmamalıdır. Olmamak zorundadır. Bu hareket milletin, bu parti milletin partisidir. Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan milletin lideridir. Buraya nereden geldik? Dolaplarımızda bir takım elbiseyle ancak vardık. Bir gömlekle vardık, araba hiç yoktu. Milletin yüreğinden başlayan bir yürüyüştü bu. Milletin yüreğinden bizi koparacak her yanlış, milletin yüreğini zedeler. 15 Temmuz gecesinde Mahir vardı, 16-17 yaşlarında. Erol kardeşimizin oğlu vardı aynı yaşlarda. O milli gençlik ruhu dediği, işte o ruh! 15 Temmuz’daki ruh Türkiye ruhudur. O ruh var, o ruh bir yere gitmez. O ruhtur, Türkiye’yi ayağa kaldıran!”

“FETÖ Terör Örgütü ile ilgili üniversiteler üzgünüm üzerine düşeni yapmıyor, Diyanet İşleri Başkanlığı üzerine düşeni hak ettiği ölçüde yapmıyor”
Hakkında çıkan FETÖ Terör Örgütü tarafından bizzat ölüm tehdidi aldığı haberlerine de değinen Külünk, şöyle devam etti: “Bu sorunun cevabı mücadele zemininde saklı, dolayısıyla FETÖ Türkiye’de henüz anlaşılmamıştır. Üniversiteler üzgünüm üzerine düşeni yapmıyor. Diyanet İşleri Başkanlığı üzerine düşeni hak ettiği ölçüde yapmıyor. Henüz bu örgütün, nasıl insan kaynağı bulduğu, insan kaynağını nasıl yetiştirdiği, düşünsel temellerinin ne olduğu, ajanlık eğitimini nasıl verdikleri, bu örgütün stratejik hedefinin ne olduğuna yönelik kaç tane üniversitenin siz çalıştay yaptığını duydunuz? Çok sınırlı, ben biliyorum birkaç tane. Peki, bu anlamda FETÖ’nün İslam’ı Hristiyanlaştırma projesi noktasında, insanlığı tehdit eden bu dilinin anlaşılması noktasında, Türkiye’de ilahiyat fakülteleri kaç tane çalıştay yaptı? Diyanetimiz kaç tane çalıştay yaptı? Kürsülerde bu örgütün stratejik hedefinin deizmin yolunu açmak olduğunu anlatacak İslam’ı tasfiye etmek olduğunu anlatacak, Tevhid’in hükümlerini ortadan kaldırmaya yönelik olduğunu anlatacak kaç tane çalıştay yapıldı? Bu insan kaynağını tıpkı Hasan Sabbah’ın fedaileri gibi, örgüt liderinin talimatıyla tereddütsüz Özel Hareket Daire Başkanlığındaki 54 evladımızın üzerine bomba yağdıracak kadar alçaklaşan, Genel Kurmay Kavşağı üzerindekilere ateş açacak kadar alçaklaşan, Ankara Emniyet Müdürlüğü’nün 15. katını bombalayacak kadar alçaklaşan ve köprünün üzerinde tankın topunu çevirip tereddütsüz ateş açacak kadar alçaklaşan bu fedai ruhlu adamların hangi psikolojiyle yetiştiğini çalışan kaç tane ilahiyat fakültesi gördünüz? Bunun fark edilmesini de istemiyor, bu terör örgütü. Bu sızıntı yapının devletin, siyasetin bağırsaklarında duruyor. Halen Atlantik Ötesi adına Türkiye’nin bağırsaklarında yaşamaya devam ediyor. Koruyan ve kollayanların sayesinde… Türkiye’de 1945’ten sonraki dindarlık elbisesinin içine saklanmış emperyalizmin, sızdırılmış unsurların deşifresi mutlak şarttır bu ülkede. FETÖ bunun zahirdeki en önemli ayağı. Bunun fark edilmesini istemiyorlar. Fark edenleri de tehdit unsuru olarak gördükleri, için suikast dâhil hiçbir şeyden tereddüt ediyorlar. Meselemiz, kendilerini tanrılaştırarak egemenliklerini ilan etmek isteyenlere karşı Anadolu kardeşliğiyle itiraz ederek, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin bağımsızlığına sahip çıkma meselesi. Mesele, Hanif kimliğimize sahip çıkma meselesi. Türkiye’de FETÖ’nün fark edilmesinden rahatsız olanlar, fark edenleri sürekli kendine tehdit olarak görür.”

“FETÖ, PKK, DAEŞ aynı aklın emrindedir”
Ünsal’ın FETÖ elebaşı Fettulah Gülen’e dün methiyeler düzenlerin, bugün lanet yağdırması hakkında ne düşündüğünü sorması üzerine Külünk, “Bu çok genel bir tabir bence bunu özneleştirmek lazım. Nerede özne oluyor? Elle tutulur hale getirmek lazım. Tabii ki devletin bağırsaklarında bu yapı varlığını devam ettiriyor. Şu anda bütün beklentileri 2023 seçimleri. Biden iktidara gelir gelmez, uzantılarının FETÖ ile ilgili açıklamaları ortada, PKK ile ilgili açıklamaları da ortada. Şunu çok net söyleyeyim, FETÖ, PKK, DAEŞ aynı aklın emrindedir. Türkiye’de bakınız eğer, 17-25 Aralık’ta başarılı olsalardı; bu ülkede FETÖ ve arkasındaki akla itiraz etme kabiliyeti olan asker, bilim adamı, âlim, iş adamı, kanaat önderi, siyasetçi tamamının olduğu 10 bin kişilik bir dosya daha hazırdı. Bu dosyadaki hedef Türkiye’yi FETÖ için dikensiz gül bahçesine çevirmekti. Çok şükür başarılı olamadılar, bundan sonra da başarılı olamayacaklar. Anadolu toprakları, Haniflik kalesidir. Türk milleti kendini asla bir gruba teslim etmeyecek kadar zeki ve güçlüdür.” açıklamalarında bulundu.
VİDEOYU İZLEMEK İÇİN TIKLAYIN

1000
icon

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

alinti yazarlar ALINTI YAZARLAR
hava durumu HAVA DURUMU
anket ANKET

Sitemiz yenilendi, tasarımı sizce nasıl ?

e-gazete E-GAZETE
sayfalar SAYFALAR
arşiv HABER ARŞİVİ
linkler LİNKLER
duyurular DUYURULAR
Bu haber ilginizi çekebilir! Kapat

Düzce Manşet Gazetesi - Düzce Asayiş Güncel Sağlık Eğitim Siyaset Spor Haberleri